HABER MERKEZİ / Emeklilere insanca aylıklar verilmesinin nedeni olarak sosyal güvenlik isteminin açıkları ileri sürülüyormuş. Dahası bütçeden/hazineden sosyal güvenliğe aşırı kaynak ayrıldığı ve bunun giderek arttığı iddia ediliyormuş.

O kadar ki en düşük emekli aylığı 14 bin 469 liraya yükseltilirken 1 lira bile yuvarlamama yapmamanın, 14 bin 470 TL, 14 bin 500 TL yapmamanın gerekçesi olarak “bütçe kısıtı” gösteriliyormuş. Son 10 yıllık bütçe verilerinin böyle bir kısıt olmadığını ve iddiaların yalan olduğunu gösteriyormuş.

Hoca açıklamasını şu şekilde sürdürüyor; “2024 yılında bütçeden “Sağlık, Emeklilik ve Sosyal Yardım Giderleri” başlığı altında SGK’ye yapılan transferlerin tutarı 1 trilyon 436 milyar liradır. Ancak bunun 371 milyar lirası işveren teşviği ve ödeme gücü olmayanların GSS primidir.

Sadece işverenlere sağlanan 5 puanlık SGK pirim desteği tutarı 268 milyar liradır. Bu miktarlar düşüldüğünde 2024 yılında bütçeden SGK’ye emekliler için yapılan transferler 1 trilyon 66 milyara düşmektedir. Dikkate alınması gereken tutar budur.”

Hocanın verilerle desteklediği yazısının özeti ise “Sosyal güvenlik harcamaları artıyor”, “sosyal güvenlik yükü artıyor” iddiaları tamamen safsata ve hatta yalan.

Hoca kendince çözümü de üretmiş. Buna göre;

SGK’nın taşınmaz zengini olduğu ortaya çıktı! SGK’nın taşınmaz zengini olduğu ortaya çıktı!

1- Daha fazla kamu harcaması ile, 
2- Kayıt dışılığın düşürülmesiyle, 
3- İstihdam oranlarının ve ücretlerin artırılmasıyla,
sosyal güvenlik alanında daha fazla harcama yapmak mümkünmüş.

Yapısal düzenlemeler zaman alacağı için bütçeden sosyal güvenliğe ayrılacak kaynaklar attırılarak emekli aylıklarının iyileştirilmesi mümkünmüş.

Sosyal güvenlikle sosyal yardım arasındaki en temel farkı hocanın bildiğini düşünüyoruz. Böyle olunca da devletin niçin kamu harcamasını arttırarak emekli aylığını sosyal yardıma döndürmesi gerektiğini açıklaması gerekiyor. 

Yine kayıt dışılığın düşürülmesi, istihdam oranlarının ve ücretlerin artırılması öyle basit bir şey değildir. Yoksa bu zamana kadar en az hoca kadar akıllık kişiler bu durumu düşünürdü. Her hükümet asgari ücreti arttırarak hem sosyal güvenlik priminin artmasını hem de fakir fukaranın sevinmesini ister. Ancak dananın kuyruğu öyle olmuyor. Hem enflasyonu düşürmek hem de ücretleri arttırmak bir arada yürütülemiyor. 

Sosyal güvenlik uzmanı bir akademisyenin 38 yaşında emekliliğe geçit veren EYT’nin sosyal güvelik sistemini ve bütçe dengelerini bozduğunu görmemesi üzüntü verici bir durumdur. Hangi gelişmiş ülkede olursa olsun EYT gibi bir uygulama düşünülemez. Keşke iki kelimede EYT’ye edilseydi.

Kaynak: Haber Merkezi